Hayal Edilen Gün: MSÜ Mezunu Bir Subay Olmanın İlk Adımları
Kayseri’nin sabahları başka olurdu. Güneş, bir dağcının zirveye tırmanışı gibi, yavaşça yükselir ve her şeyi birden aydınlatmaya başlardı. O gün, 25 yaşında, üniversiteden yeni mezun olmuş bir gencin içini kaplayan karmaşayı ve umutları yansıtan bir sabahın tam ortasındaydım. MSÜ mezunu olmak, hala birçok kişinin hayalini süsleyen bir şeydi ama ben o hayali yaşamakla kalmadım; bir gün gerçeğe dönüştürmek için atılan ilk adımı da atmıştım. Bu yazıyı kaleme almamın nedeni de işte tam o anın verdiği duygular… MSÜ mezunlarının hangi rütbeyle başladığını öğrenmeye çalışırken, o anda yaşadığım hayal kırıklığı ve heyecanı size de aktarabilmeyi umuyorum.
Üniversitenin Son Günleri: Hayallerin Gerçeğe Dönüşü
Üniversitenin son yılıydı. Her şey bir anda çok hızlı gelişti. Bir gece yatağımda uyumadan önce, hayatımı nasıl şekillendireceğimi düşündüm. Asker olmak, ailem gibi bir subay olmak istemiştim hep. İlkokuldan itibaren hep “Yüksek sesle hayal kur!” dedim kendime. Ama gerçek şu ki, bazen hayallerin peşinden giderken kendini ne kadar güçlü hissetsen de, bir an önce her şeyin yerli yerine oturmasını bekliyorsun. Hayat, sanki seni oradan oraya savuruyordu.
Ve o an, tam o sabah, telefonum çaldı. MSÜ’den gelen bir telefondu. İlk başta heyecanla açtım, kulaklarımda çınlayan tek ses, mezuniyetin ve geleceğin birleşeceği anın müjdecisiydi. Ama sonra duyduğum şey, kalbimi daraltan bir gerçekti: “Mezun olduktan sonra rütbeniz Teğmen olacak. Bu, orduda başladığınız ilk rütbedir.”
Açıkçası, bir an için kafam karıştı. Duyduğum bilgi, yıllardır içimde birikmiş tüm hayalleri ve beklentileri sarstı. Beklediğim şey bir albaylık ya da en azından bir yüzbaşılık değildi, ama gene de bu kadar erken bir noktada başlamak, kafamda bazı sorulara neden oldu. “Teğmen olmak ne demekti?”, “Gerçekten bu kadar büyük bir sorumluluğu üstlenebilir miydim?” diye düşündüm.
Rütbenin Bir Sayfa Olduğunu Anlamak
İlk başta, rütbe meselesi bana büyük bir hayal kırıklığı gibi geldi. Askeri hayatın özünü düşündüğümde, hayalini kurduğum şey, belki de ailemin bir nevi mirasıydı. Annem ve babam, bana hep subay olmanın ne kadar büyük bir onur olduğunu anlatmışlardı. Ama birden, o rütbelerin aslında sadece birer başlangıç olduğunu fark ettim. Teğmen, her şeyin başlangıcıydı; rütbenin, zorlukların, beklentilerin. Aslında, rütbe bir sayfadan ibaretti. Ve her sayfanın sonunda, yeni bir sayfa açılacaktı.
Evet, bir subay olarak ilk adımımı atıyordum ama çok geçmeden bunun aslında sadece bir başlangıç olduğunu öğrendim. Subay olmak, ilk başta hayalini kurduğum o büyük pozisyonları değil, sabırla adım adım yükselmeyi gerektiriyordu. Bunun farkına vardığımda içimi bir huzur kapladı. Çünkü bu, sadece bir rütbe değil, bir sorumluluktu. Ve bu sorumluluğu taşımak, her şeyden önce kendini sürekli geliştirmek demekti.
İlk Günün Beklentisi: Heyecan ve Korku Arasında
Bir gün sonra, Kayseri’nin soğuk havası eşliğinde ilk askeri eğitimimi alacağım kışlaya doğru yürüdüm. O yürüyüşün her anı, adeta bir zamana karşı yarış gibiydi. Her adım, biraz daha ağırlaşıyor, biraz daha sorumluluk ekliyordu. Ne zaman rütbeme odaklansam, içimde bir boşluk oluşuyordu; ama aynı zamanda da çok güçlü hissediyordum. “Teğmen olmak, buraya kadar gelmek ne kadar zordu?” diye düşündüm. Bu noktaya gelmek için neler feda etmem gerektiğini biliyordum. Ailemin, dostlarımın gözlerinde gördüğüm gururu hiç unutmadım.
Ama korkularım da vardı. Çünkü hayal ettiklerim ve düşündüklerim arasında bir fark vardı. Birçok tecrübeyi henüz yaşamadığım için, bir yandan hayal kırıklığı içimde gezinirken, diğer yandan da o günün sonunda kazandığım rütbeyle elime geçen sorumlulukları tam olarak kavrayamayacak kadar genç ve yeni biriydim. “Ya başaramazsam?” diye düşündüm. “Ya beklediğim gibi olursa?”
O an, korkumun, heyecanımın ve umutlarımın iç içe geçtiği o ilk anı çok iyi hatırlıyorum. Hayatımda yaptığım en önemli şeylerden birinin başlangıcıydı.
Rütbenin Gerçek Anlamı: Bir Söz ve Bir Adım
İlk eğitim günümde, komutanımız bizlere bir konuşma yaptı. Konuşmanın sonunda söylediği tek bir cümle vardı ki, o cümle tüm korkularımı ve endişelerimi alıp götürdü. “Teğmen olmak bir başlangıçtır,” demişti, “ama burada, gerçek subaylık, her gün, her an, her adımda gösterdiğiniz cesaret ve fedakârlıkla kazanılır. Bir rütbe, kişiliğinizi gösteren bir etiket değildir, sadece başlamak içindir.”
O gün, tüm duygularımın dağılması bir anıydı. Kendimi bir an orada, Kayseri’nin soğuk kış sabahında buldum. Başlangıçtı ve aslında her şeyden önce bir yola çıkıyordum. MSÜ’den mezun olup Teğmen olarak göreve başlamış olabilirdim ama bu, aynı zamanda her şeyin bittiği değil, başladığı anlamına geliyordu.
Sonuçta: Sadece Başlangıç
MSÜ mezunu bir subay olarak, her şeyin daha yeni başladığını bilerek yola çıkmış oldum. O an anladım ki, rütbe ne kadar değerli olsa da asıl olan, ona nasıl bir anlam yüklediğimizdi. Rütbe, belki de sadece başlamak içindi. Ama önemli olan, her adımda, her geçen günde daha da güçlenmekti. Çünkü ben, o sabah bir rütbe değil, bir sorumluluk alıyordum. Hem ailemin, hem ülkemin, hem de kendi hayatımın beklentilerine karşı durabilmek için.
Şimdi, her adımda daha da güçlenerek ilerliyorum. Hayal kırıklıklarım, korkularım ve heyecanlarım bana şunu öğretiyor: Bir subay, her zaman daha iyisini yapabilmek için bir adım atar. Ve o adımın gerisinde bir rütbe değil, yüreği vardır.